sorumusuz          Evlilik ruhen ve bedenen olgun insanların işidir. Bu iddianın ispatı evlilikte eşten istenen şeylerin büyüklüğünde gizlidir. İnsanlar nikâh defterine imza attıkları zaman kendilerine evlilik cüzdanına ek olarak en az evlilik cüzdanı kadar kıymetli bir şey daha verilir. Verilen bu kıymetli şeye ek olarak bir o kadar da önemli bir şey istenir.Verilen değerli şey kişinin eşi üzerindeki    hakları, istenilen önemli şey de eşine ve evliliğine karşı olan sorumluluklarıdır. Eşin üzerindeki hakların kullanımı, kişinin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirme hassasiyetiyle doğru orantılıdır. Kâğıt üzerinde evli olmaya hak kazanmak veya bir insanla aynı evi paylaşıyor olmak eş olmak için yeterli olmayabilir. Eş olmak tam olarak evliliğinde sorumluluk sahibi olmak demektir. Sorumluluğunu bilmek evli olmanın ne demek olduğunu bilmek demektir.

İşte evlilikte problemlerin başladığı noktada tam burasıdır. Ya eşler evlenince farklı sorumluklarla karşı karşıya olduğunu kabul etmez veya üzerlerine düşen sorumluluğu tam olarak ifa etmezlerse Ya da yerine getirdikleri sorumluluktan çok daha fazla eşleri ve aileleri üzerinde hakka sahip olmak isterlerse yani kendi vazife şuurundan çok daha fazlasını eşinden ve çocuklarından beklerse ne olacaktır? Elbette bir müddet hiçbir şey olmayacaktır. İnsanlar bir müddet bu konudaki eşin zafiyetini yani sorumluluklarını yerine getirmemesini veya eksik getirmesini mesele etmeyecektir. Sorumluluklarını tam olarak yerine getirmediği halde tam hak talep etmesini sineye çekecektir. Ama bu uzun sürmeyecek bir süre sonra ihmal edilen eş bu dengesizliği evlilik gündemine taşıyacak gidişattan rahatsız olduğunu eşine ifade edecektir. Eğer sorumsuz eş benden bu kadar. Ben bu seviyede katkıda bulunurum ama beklentim her zaman katkımın çok üzerinde olacak anlayışıyla tavır değişikliğine gitmeyecek olursa bu bir anlamda   arz talep dengesizliği diyebileceğimiz sıkıntıyı evlilik hayatımızda oluşturması münasebetiyle uzun vadede bizlere önemli sıkıntılar yaşatacak demektir.

           Maalesef bütün dünyada evlilik izni insanların biyolojik yaşına endekslenmiştir. Eş olma sorumluluğu adına İnsanı sadece bedeninden ibaret görmek çok büyük bir hatadır. Halbuki evlilik bedenimiz kadar ruhumuza da hitap etmektedir. Hatta daha çok ruha hitap etmektedir. Bu hitap bize evlilik sürecinde insanda bedensel ve ruhsal olgunluğun mutlaka bir arada olması gerektiğini bize fısıldar. Beden ve ruh işbirliği içerisinde evlilikte gayret göstermeli ve eşini memnun edebilecek sorumlu davranışları beraber koordineli bir şekilde hayata geçirmelidir der. Beraber dedik çünkü: Sorumluluklarımızı takip edebilmek psikolojik olgunluğumuza ve bütünlüğümüze bağlıdır.

Evlilikle alakalı sorumlulukların büyük çoğunluğu ruha hitap etmektedir demiştik. İnsanın kendisi ile birlikte bir başkasının meselelerini takip etmesi, çözüm yolları üretmesi, problemler karşısında yalpalamadan sabır ve metanet göstermesi, meseleleri analiz etmeyi sağlayacak muhakemeye sahip olması, gerektiğinde fedakârlıkta bulunması ruhen olgun olmayı gerektirir. Bu açıdan baktığımızda şu neticeyi çıkarabiliriz: Bedensel olgunluğa sahip olsa bile ruhsal olgunluk seviyesinde olmayan, manevi sorumluluklarının bilincine varamayan insanların evlenmesi telafisi zor problemlerin doğmasına sebep olabilir.

           İnsanda var olan sorumluluk duygusu evliliği asıl yürütecek olan ruhsal olgunluğun en önemli basamağıdır. Sorumluluk duygusu insanlara önceliklerini sıralamayı öğretir. Hangisi ne kadar önemli? Ne önemsiz? Bu ayırım sorumluluk duygusu taşıyan insanlarca doğru bir şekilde yapılabilir. Sorumluluk duygusu taşıyan bir insan eşini ve evliliğini sorumluluk tablosunda üst sıralara yerleştirir. Evlendiği günden itibaren ailevi problemlerle karşılaşınca "Baktım olmuyor orada gemiyi terk ederim, çeker giderim“ deme hakkından artık sahip olmadığını bilir. Kendisi adına büyük değere sahip olan evliliği ve eşi için göze alamayacağı risk ve yapamayacağı fedakârlık yoktur.

Evlilikte sorumluluk, eşlerden ben değil biz diyecek olgunluğa sahip olmayı ister. Artık düşünürken sadece kendi adına değil eşi adına da düşünmelidir kişi. Çocuk sahibi olduğunda üç kere düşünmeli, sıkıntıyla karşı karşıya kaldığında o problem direk kendisini alakadar etmese bile o sıkıntıyı göğüsleyebilmeli, ailesinin problemi için ’Bu problem beni direk alakadar etmiyor.’ diyememeli. Omuzlarında ailesinin ıstırabının ağırlığını bütün hücreleriyle hissetmeli, okyanus ötesi sefer yapan bir gemi veya uçak kaptanının sorumlu olduğu araçtaki bütün insan ve yükün ağırlığını omuzlarında hissettiği gibi. Nasıl ki kaptan yolculuk esnasında yolculardan birinin karşılaştığı her hangi bir problem karşısında bu mesele benim meselem değil diyemezse, biz de evimizin meseleleri karşısında farklı bir tavır sergileyememeyiz. Evlilik manen yekvücut olmak demektir. Nasıl ki parmağımızın acısı vücudumuzun bütün organlarına tesir eder acıyan parmak midenin yediği yiyecekten almış olduğu lezzeti etkiler, dişi ağrıyan bir insan huzurla uyuyamaz, tebessüm edemez, verimli çalışamazsa aynen böyle sorumlu bir eş ailesinin veya çocuklarının meselesini kendi meselesi olmaktan farklı göremez. Onların hissettiği sızıyı kalbinde hisseder. Hatta çok zaman keşke onlar bu problemle karşı karşıya kalacağına ben kalsaydım da onlar bu acıyı yaşamasalardı. Onların yerine ben yaşasaydım der.

            Sorumluluk duygusu öğrenilen bir duygudur. Sonradan kazanılır. İnsanın yetenekleri, idealleri, ahlaki erdemlerinin enginliği yetişme tarzı, eşinin evliliği ile alakalı gösterdiği hassasiyet sahip olduğu sorumluluğun sınırlarını belirler. İnsan ruhunda bir nüve, bir çekirdek olarak var olan bu duygu ebeveyn ve öğretmen tarafından uygun vasat sağlanırsa gelişir, yeşerir. Bu duygu küçükken çocuklarda filizlendirilmelidir. Eğer çocukluk döneminde, üzerinde durulmazsa taşın üzerinde kalan ve zamanla güneş ışıklarıyla solan bir tohum gibi sonra bir daha yeşermesi mümkün olmayabilir. Çok yetişkin insan vardır ki çocukken sorumluluk sahibi bir birey olarak yetiştirilmediği için evlilikte işleyişi bozmakta eşini ve çocuklarını sorumsuzluğuyla mağdur etmektedir. Çocuklarımıza daha küçükken yaşına uygun sorumluluk kazandırmak onun özgürlüklerini kısıtlamak demek değildir. Tam tersine topluma faydalı bir birey haline getirmek demektir. Sorumluluk duygusuna sahip insanlar çevresine faydalı olduğu gibi bu duygunun tesiriyle çevresine zarar da vermezler. Bu özelliğiyle aslında sorumluluk insan vicdanıyla arasındaki derin ilişkiyi de bize ispat eder. Vicdani gelişiminde eksiklik olan insanların kendisine, ailesine ve çevresine zarar vermekten çekinmeyen insanlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Sorumluluk sadece kişinin kendisine, ailesine ve yakın çevresine karşı da olmamalıdır. Bütün insanlığa, hatta kâinata ve yüce yaratıcıya karşı da kendisini sorumlu hissetmelidir kişi. Zira insanın sosyal sorumluluklarının geniş olması onun ailevi sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırır. İçinde bulunmuş olduğu evreni evi gibi gören, bütün insanları ailesi gibi telakki eden bir insanın kendi evine ve ailesine karşı yabancı kalmasını bekleyemezsiniz. Evinde eşine ve çocuklarına karşı üzerine düşeni yapan insanların literatüründe ‘Ateş düştüğü yeri yakar.’ veya ‘Her koyun kendi bacağından asılır.’ gibi bencillik kokan tabirlerin olmadığını görürüz. Çünkü sorumluluk insanı bencil olmaktan kurtarır. Bencil insan hem kendisi hem çevresi adına yıkım demektir. Eğer imkân olsa hastanelere ve hapishanelere gitsek oradaki bir kısım insanların ya bencillikle oraya düştüğünü ya da bir bencilin onu oraya düşürdüğünü görürüz. Sadece bu özelliğiyle bile bizim dünyamızda bu duygunun ne kadar öneme sahip olması gerektiğini bizler anlamaktayız.

Sorumluluğunun bilincinde olan bir eşin evlilik literatüründe bazı temel duygular hakimdir. Mesela saygı en temel duygulardandır, sevgi ve güven evlilikte sorumluluk sahibi insanın mihenk kabul ettiği duygulardandır. Sorumlu insanlar fedakârlık ve sadakat olmazsa evlilik manasızlaşır diye düşünürler. Bu duyguların bir tanesi evlilikte eksik olursa bu o kişinin bir eş olarak sorumsuzluğunu ifade eder zira saygı her koşul altında bireylerin birbirini kabullenmesini, sevgi eşlerin birbirine ilgi ve bağlılığını, güven de ona kendisini emanet edebilmesi demektir. Fedakârlık ve sadakat evliliğin olmazsa olmaz harcıdır. Evliliğin sağlamlığı bu duyguların sağlamlığıyla ölçülür. İnsan sevdiği kişiye saygı duyar, sevdiği ve saydığı insana güvenir. Sevgi öyle bir duygudur ki, saygı ve güven gibi iki güzel duygunun oluşumuna vesile olur. Bu duygular özellikle güven fedakârlığı ve sadakati doğurur. Bu duyguların tamamı sorumlu bir insanın yerine getirmesi veya sorumluluklarını yerine getirdiğinde eşinde görmesi gereken duygulardır. Evlilik sadece biyolojik yeterlilik üzerine kurulmuşsa, eşlerde ruhsal olgunluk yoksa evlilik kurumu kısa süre sonra kendi kendini fesh edecek demektir.

Sorumluluk eşler arasında cinsiyete göre şekil alabilmektedir. Eşlerin her ikisi bazı hususlarda aynı sorumluluğa sahip değildir. Olmaması da gerekir. Evdeki ve evin dışındaki saha paylaşımına göre sorumlu olduğumuz alanlar bize kendisini hissettirir. Kadının sorumluluk hissettiği alan daha çok evin içi ve çocukları iken, erkeğin sorumluluğu evin dışı ve ailenin muhafazasıdır. Evliliğimiz ve geleceğimiz gibi konularda eşit sorumluluğa sahibizdir. Kültürümüz sorumluluk anlayışında erkeğin daha ön planda olmasını gerekli kılar. Fiziksel ve psikolojik donanımı da erkeğin kadına nispetle daha fazla elini taşın altına koyması gerektiğini göstermektedir. Kadın ve çocuklar kriz anında erkeğin soğukkanlı ve bütünleştirici tavrının arkasında rahat nefes almak ister. Erkek ise gündelik hayatın yıpratıcılığını bir sığınak olarak kabul ettiği evinde atmak ister. Eve geldiğinde huzur bulmak iter. Herkesin sorumluluğunu bildiği evlerde mutlaka sorumluluk sahibi nesiller yetişecektir.

Sorumluluk duygusunun aile içerisinde yaşanmasının sosyal öğrenme ile sorumluluk duygusunu bilen fertlerin yetişmesine sebep olduğu prensibini kabul ettiğinizde, siz dolaylı olarak ebeveynin çocuk yetiştirmede tesirini ve babanın aile içindeki önemini de kabul etmiş olursunuz. Belki size sübjektif gelebilir ama zamanla babanın karakterinin evin hanımı ve çocukları tarafından benimsendiğine ve yaşandığına ben çok şahit oldum. Baba mütevazi bir insansa evin hanımı ve çocukları da mütevazi olmakta , kibirliyse onlar da kibre bürünmekte, tembelse tembel davranmaktadırlar. İstisnaları olabilir ama genelde baba uzun vadede ailesini kendi karakterine benzetmektedir. Bu vasfı babanın aile içerisinde ekstra bir sorumluluğa sahip olduğunun delilidir .

Nasıl ki çocuğun sorumluluk duygusunun gelişimi anne ve babanın sorumluluğunun bilincinde olmasıyla hızlanıyorsa, anne babaların ailevi sorumluluklarının bilincinde olabilmesi için de kendilerine örnek rol model insanlar edinmesini gerektirir .Model alınacak şahıstan ailesine sevgi saygı göstermeyi , güven duymayı ,sadık olmayı, fedakarlık yapmayı değil aynı zamanda onlara dürüst davranmayı, kucaklayıcı olmayı ,koşulsuz sevmeyi, problemler karşısında kontrolünü kaybetmemeyi ve vazife şuurunu öğrenebilmelidir.

O zaman bu denklemde boş kalan noktayı bir soru sorarak ve o soruya cevap arayarak koyalım. Peki eşler birbirlerini niye severler ve bu sevgi ne zamana kadar sürer?

Sorunun tek cevabının teorikte verilmesi insana düşünme fırsatı vermeyecek kadar kolay gözükse de cevabın pratiğe geçirilmesi bir hayli zahmet istemektedir. Sorumluluklarımızın bilincinde olduğumuz için   eşimizce seviliriz ve bu böyle devam ettiği sürece de sevilmeye devam ediliriz .

 

SEMİNERLERDEN KARELER

4.jpg

KİTAPLARI

kit

 

 

herkesICINmutluluk

DİĞER YAZILARI

 

haberx

 

                        

samanyoluhaber

 

 

ZİYARETÇİ SAYACI

103206
BugünBugün52
DünDün128
Bu HaftaBu Hafta606
Bu AyBu Ay2564
Tüm ZamanlardaTüm Zamanlarda103206
IP Numaranız54.237.38.30
Misafir 2

Sitelerimiz

ailerehberi1